Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, Çerkes Sürgünü ve Soykırımı'nın 162. yıl dönümü olan 21 Mayıs'ta önemli bir açıklama yayımladı. Bu açıklamada, 1864'te yaşanan ve milyonlarca Çerkes'in hayatına mal olan sürgün ve katliamın soykırım olarak tanınması talep edildi. DEM Parti yönetimi, tarihsel adalet ve geçmişle yüzleşme vurgusu yaparak, bu konunun Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) gündemine getirilmesi çağrısında bulundu.
DEM Parti'nin Çerkes Sürgünü ve Tarihsel Adalet Yaklaşımı
DEM Parti, siyasi programında ve söylemlerinde tarihsel adalet, azınlık hakları ve geçmişle yüzleşme konularına geniş yer veren bir siyasi oluşumdur. Çerkes Soykırımı ve Sürgünü meselesi de partinin uzun süredir gündeminde olan ve çeşitli platformlarda dile getirdiği başlıklardan biridir. Partinin eş genel başkanlarının bu konuda ortak bir açıklama yapması, konuya verdikleri önemi ve toplumsal hassasiyetleri sahiplenme çabalarını göstermektedir.
Parti yetkilileri, Türkiye'nin farklı inanç ve etnik kimliklerden oluşan bir mozaik olduğunu belirtmektedir. Geçmişte yaşanan acıların kabul edilmesinin toplumsal barış ve bir arada yaşama kültürünü güçlendireceğine inanılmaktadır. Bu bağlamda, Çerkes halkının yaşadığı trajedinin tanınması, Türkiye'deki tüm halkların geçmişle sağlıklı bir ilişki kurması açısından kritik bir adım olarak değerlendirilmektedir.
1864 Çerkes Sürgünü ve Soykırımı'nın Tarihsel Arka Planı
Çerkes Sürgünü ve Soykırımı, tarihin en büyük kitlesel zorunlu göç olaylarından biri olarak kabul edilir. Olaylar, 18. yüzyıl sonlarından itibaren yoğunlaşan ve 1864 yılında sona eren Rus-Çerkes Savaşı'nın ardından yaşanmıştır. Rus İmparatorluğu'nun Kafkasya'yı ele geçirme politikaları sonucunda, bölgede yaşayan Çerkes halkları (Adigeler, Abhazlar, Ubıhlar ve diğer Kuzey Kafkasya halkları) ağır katliamlara ve sürgünlere maruz kalmıştır.
Tarihsel kayıtlara göre, savaşın sonlarına doğru Rus orduları, Çerkes yerleşim yerlerini sistemli bir şekilde yakıp yıkarak, halkı Karadeniz kıyısındaki limanlara doğru sürmüştür. Buradan gemilerle başta Osmanlı İmparatorluğu toprakları olmak üzere çeşitli bölgelere gönderilen milyonlarca Çerkes, yolculuk sırasında açlık, hastalık ve kötü koşullar nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Uzman tarihçilerin tahminlerine göre, bu süreçte 1 ila 1.5 milyon arasında Çerkes'in sürgün edildiği, yüzbinlercesinin ise yolda veya yerleştirildikleri bölgelerde yaşamını yitirdiği belirtilmektedir.
Sürgün Süreci ve Osmanlı'ya Ulaşan Çerkesler
1864 baharında başlayan sürgün süreci, Çerkes halkı için büyük bir trajedinin başlangıcı olmuştur. Rus yetkililer, Çerkesleri ya Müslüman Osmanlı topraklarına göç etmeye ya da Rus İmparatorluğu'nun iç bölgelerine yerleşmeye zorlamıştır. Çerkeslerin büyük çoğunluğu dini ve kültürel bağları nedeniyle Osmanlı topraklarını tercih etmiştir. Ancak bu zorunlu göç, son derece kötü şartlarda gerçekleşmiştir.
Karadeniz limanlarında günlerce bekletilen, gemilere kapasitelerinin üzerinde doldurulan insanlar, hijyen ve gıda eksikliği nedeniyle salgın hastalıklarla boğuşmuştur. Binlerce kişi denizde can vermiş, kıyıya ulaşanlar ise yeni bir yaşam kurma mücadelesiyle karşı karşıya kalmıştır. Osmanlı İmparatorluğu, bu büyük göçmen dalgasını ağırlamaya çalışmış, ancak bu kadar büyük bir nüfus hareketini yönetmekte zorlanmıştır. Sürgün edilen Çerkesler, Anadolu'nun farklı bölgelerine, Balkanlar'a ve Ortadoğu'ya yerleştirilerek bugünkü Çerkes diasporasının temellerini oluşturmuştur.
Uluslararası Hukuk ve Çerkes Soykırımı'nın Tanınması
Çerkes Soykırımı'nın uluslararası alanda tanınması, Çerkes diasporasının ve aktivistlerin yıllardır sürdürdüğü temel taleplerden biridir. Soykırım tanımı, Birleşmiş Milletler 1948 Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi'nde belirtilen kriterlere dayanmaktadır. Bu kriterler, bir etnik, ulusal, ırksal veya dini grubu tamamen veya kısmen yok etme niyetiyle yapılan belirli eylemleri kapsar.
Bugüne kadar sadece Gürcistan, Çerkes Sürgünü'nü soykırım olarak tanımıştır. Rusya ise bu olayları bir savaş sonucu yaşanan trajik göç ve katliamlar olarak nitelendirmekte, soykırım iddialarını reddetmektedir. Türkiye dahil birçok ülke, resmi olarak bu olayları soykırım olarak tanımlamaktan kaçınmaktadır. Ancak Çerkes dernekleri ve bazı siyasi partiler, 1864'te yaşananların uluslararası hukuktaki soykırım tanımına uyduğunu savunarak tanınma çağrılarını sürdürmektedir.
Türkiye'deki Çerkes Diasporası ve Talepleri
Türkiye, dünyadaki en büyük Çerkes diasporasına ev sahipliği yapmaktadır. Çerkes Dernekleri Federasyonu (Çerkesfed) ve Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) gibi sivil toplum kuruluşları, Türkiye'deki Çerkes toplumunun kültürel haklarını koruma, dilini yaşatma ve tarihsel hafızayı diri tutma mücadelesini yürütmektedir. Bu örgütler, her yıl 21 Mayıs'ta anma etkinlikleri düzenleyerek Çerkes Sürgünü ve Soykırımı'na dikkat çekmektedir.
Diasporanın temel talepleri arasında, 1864 olaylarının Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından soykırım olarak tanınması, Çerkesce'nin okullarda seçmeli ders olarak okutulması, Çerkes kültür ve tarihine yönelik araştırmaların desteklenmesi ve Kuzey Kafkasya ile kültürel bağların güçlendirilmesi yer almaktadır. DEM Parti'nin açıklaması, bu taleplerin siyasi arenada daha güçlü bir şekilde dillendirilmesine katkı sağlamaktadır.
DEM Parti'nin Çağrısının Siyasi ve Toplumsal Yankıları
DEM Parti Eş Genel Başkanlarının Çerkes Soykırımı'nın tanınması yönündeki çağrısı, Türkiye'deki siyasi ve toplumsal çevrelerde farklı yankılar uyandırmıştır. Çağrı, özellikle Çerkes diasporası ve insan hakları savunucuları tarafından olumlu karşılanmış, tarihsel adalet arayışına verilen destek olarak değerlendirilmiştir. Bu tür açıklamalar, geçmişle yüzleşme tartışmalarını yeniden gündeme getirerek, farklı kimliklerin yaşadığı tarihsel travmaların daha geniş bir platformda konuşulmasına olanak tanımaktadır.
Ancak, Türkiye'nin resmi politikaları ve bazı siyasi partilerin yaklaşımları göz önüne alındığında, bu çağrının kısa vadede resmi bir tanınmaya dönüşmesi zor görünmektedir. Konu, Türkiye'nin kendi tarihiyle yüzleşme süreçleri ve uluslararası ilişkileri açısından hassasiyet taşıyan bir boyuta sahiptir. Buna rağmen, DEM Parti'nin bu konudaki ısrarlı tutumu, sivil toplum kuruluşlarının ve Çerkes diasporasının mücadelesine siyasi bir destek sağlamakta ve kamuoyu farkındalığının artırılmasına yardımcı olmaktadır.
Çerkes Sürgünü ve Soykırımı'nın 162. yıl dönümünde DEM Parti tarafından yapılan bu açıklama, geçmişin acılarının unutulmaması ve tarihsel adaletin sağlanması yönündeki taleplerin güncelliğini bir kez daha ortaya koymuştur. Sonuç olarak, bu önemli konu Türkiye'deki insan hakları ve demokrasi tartışmaları içerisinde yerini koruyacak, sivil toplum örgütleri ve siyasi partilerin çabalarıyla kamuoyu gündeminde kalmaya devam edecektir.

