ABD İran saldırısı protesto edildi. ABD'nin İran'a yönelik saldırısının protesto edildiği eylem, başkentin en işlek noktalarından birinde gerçekleşti. Devrimci Gençlik Dernekleri (DGD) ve Sol Genç'in çağrısıyla bu akşam saat 20.00'de Kızılay'ın simge noktalarından Konur Sokak'ta bir araya gelen yaklaşık 70-80 kişi, ABD emperyalizmine ve İsrail siyonizmine karşı yürüyüş ve basın açıklaması gerçekleştirdi. Yaklaşık 40 dakika süren eylemde katılımcılar, İran halkıyla dayanışma mesajı verirken Türkiye'nin bu savaştaki konumuna ilişkin somut talepler sıraladı.
Bombaların İran topraklarına düşmesinin üzerinden henüz saatler geçmişken Ankara sokaklarında yükselen sesler, emperyalist saldırganlığa karşı örgütlü bir refleksin ne kadar hızlı harekete geçebildiğinin göstergesi oldu. Saldırı haberlerinin yayılmasının ardından kısa süre içinde örgütlenen eylem, ABD İran saldırısı protesto eylemi olarak başkentin en işlek noktalarından birinde hayat buldu.

Konur Sokak'ta Kararlı Yürüyüş
Ankara'nın toplumsal muhalefet hafızasında özel bir yeri olan Konur Sokak, bu akşam bir kez daha anti-emperyalist sloganlarla yankılandı. Onlarca yıldır öğrenci hareketlerinin, emek mücadelesinin ve toplumsal muhalefetin buluşma noktası olan bu sokak, İran'a yönelik emperyalist saldırıya karşı da ilk sesin yükseldiği yer oldu. ABD İran saldırısının protesto edildiği bu sokak, bir kez daha tarihsel rolünü üstlendi.
Saat 20.00'de toplanmaya başlayan kalabalık, ellerinde taşıdıkları döviz ve pankartlarla Konur Sokak boyunca yürüyüşe geçti. ABD İran saldırısını protesto eden kalabalık, megafonla yapılan anonslar eşliğinde sloganlarını yükseltti. Yürüyüş boyunca katılımcılar hep bir ağızdan "Kahrolsun ABD emperyalizmi", "Katil ABD, işbirlikçi AKP", "Nehirden denize özgür Filistin" ve "Emperyalistler, işbirlikçiler Efraim Elrom'u unutmayın" sloganlarını attı. ABD İran saldırısı protesto eyleminde bu sloganın yeniden gündeme gelmesi, mücadelenin tarihsel sürekliliğini ortaya koyuyordu.
Elrom sloganı, Türkiye'nin anti-emperyalist mücadele tarihine yapılan doğrudan bir referans niteliği taşıyordu. 1971 yılında Mahir Çayan ve yoldaşlarının İsrail'in Ankara Büyükelçisi Efraim Elrom'u eylem sonucu yakalaması, Türkiye devrimci hareketinin emperyalizme ve siyonizme karşı en sembolik eylemlerinden biri olarak tarihe geçmişti. Bu akşam Ankara sokaklarında bu sloganın yeniden yankılanması, bugünün gençliğinin o mücadele geleneğini sahiplendiğinin açık bir ifadesiydi.
Yürüyüş kolunda taşınan dövizler de mesajın netliğini ortaya koyuyordu. "Katil ABD Orta Doğu'dan Defol", "Kahrolsun İsrail Siyonizmi", "Emperyalizme Karşı Bağımsızlık", "Siyonizme Karşı", "Emperyalizmin Savaş Aygıtı Soykırımcı İsrail'e Direnenlere Bin Selam", "Emperyalizm Yenilecek Direnen İran Kazanacak" yazılı pankartlar taşıyan göstericiler, büyük bir pankart üzerinde ise "Kahrolsun ABD Emperyalizmi, Kahrolsun İsrail Siyonizmi — İran Halkının Yanındayız!" yazısını kalabalığın önünde taşıdı. Mahir Çayan portrelerinin yer aldığı dövizler de yürüyüş boyunca dikkat çekti. ABD İran saldırısını protesto eden göstericilerin taşıdığı bu mesajlar, eylemin çok boyutlu karakterini yansıtıyordu.
Megafonla yapılan anonslar ve toplu slogan atışlarıyla süren yürüyüş, Kızılay'ın kalabalık caddelerinde yoldan geçenlerin de dikkatini çekti. Kimi vatandaşlar durarak sloganları dinlerken, kimi de telefonlarıyla görüntü kaydı aldı.
Bölgede konuşlanan 6-7 kişilik çevik kuvvet ekibi eyleme herhangi bir müdahalede bulunmadı. Polis ekipleri yalnızca görüntü kaydı almakla yetindi. ABD İran saldırısı protesto eylemi, yaklaşık 40 dakikanın ardından basın açıklamasının okunmasıyla sona erdi.
Basın Açıklaması: "ABD Saldırganlığını Doğrudan Saldırganlığa Dönüştürdü"
Yürüyüşün ardından yapılan basın açıklaması iki bölüm halinde okundu. İlk bölümü Devrimci Gençlik Dernekleri temsilcisi, ikinci bölümünü ise Sol Genç temsilcisi kalabalığa seslenerek okudu. Açıklama, ABD emperyalizminin İran'a yönelik saldırısını geniş bir tarihsel çerçeveye oturtması ve somut siyasi talepler içermesiyle dikkat çekti.
Açıklamanın giriş bölümünde ABD'nin uzun süredir sürdürdüğü askeri tehditlerin artık doğrudan saldırganlığa dönüştüğü vurgulandı:
"ABD emperyalizmi uzun süredir askeri yığınaklarla sürdürdüğü İran'a yönelik tehditlerini, Ortadoğu'daki ileri karakolu İsrail'i de yanına alarak doğrudan saldırganlığa dönüştürdü. ABD emperyalizmi Ortadoğu'da başlattığı savaşı İran'a karşı yeni bir cephe açarak genişletmiştir."
Açıklamada İran'a yönelik saldırının tek başına değerlendirilmemesi gerektiğinin altı çizildi. Libya ile başlayıp Suriye ile devam eden, İsrail'in Filistin'e yönelik soykırımcı saldırganlığı ve Lübnan'a dönük düşmanca tavırlarıyla genişleyen emperyalist müdahale zincirinin yeni bir halkası olarak nitelendirildi. Bu çerçevede Ortadoğu halklarının her geçen gün daha fazla yıkıma ve sömürüye maruz kaldığı ifade edildi.

Libya'dan Suriye'ye, Filistin'den İran'a: Emperyalist Müdahalenin Kanlı Bilançosu
Basın açıklamasının en çarpıcı bölümlerinden biri, ABD'nin Ortadoğu'daki müdahale geçmişinin bir tür muhasebesini yapmasıydı. Gerçekten de açıklamada dile getirilen bu tarihsel çerçeve, bugünü anlamak açısından kritik bir öneme sahip.
2003'te Irak'a "kitle imha silahları" iddiasıyla girilen savaş, yüz binlerce sivilin ölümüne, bir ülkenin topyekûn çöküşüne ve bölgede onlarca yıl sürecek istikrarsızlığa yol açtı. Kitle imha silahlarının var olmadığı savaşın ardından itiraf edildi; ancak kaybedilen canlar, yıkılan şehirler ve parçalanan toplumsal doku geri getirilemedi. Bugün ABD İran saldırısını protesto edenler, bu yalanın tekrarlanmaması gerektiğini haykırdı.
2011'de Libya'ya "sivilleri koruma" gerekçesiyle başlatılan NATO müdahalesi, Muammer Kaddafi'nin devrilmesinin ardından ülkeyi tam bir kaosa sürükledi. Bugün Libya hâlâ ikiye bölünmüş durumda, silahlı milisler ülkenin farklı bölgelerini kontrol ediyor ve Akdeniz'de binlerce göçmen hayatını kaybediyor.
Suriye'de ise çok aktörlü vekâlet savaşları toplumsal dokuyu geri dönülmez biçimde tahrip etti. Milyonlarca insan yerinden edildi, yüz binlerce kişi hayatını kaybetti. ABD'nin bölgedeki askeri varlığı ve desteklediği gruplar aracılığıyla yürüttüğü politikalar, barış değil daha fazla çatışma üretti.
Filistin'de ise İsrail'in onlarca yıldır sürdürdüğü işgal ve son dönemde yoğunlaşan saldırılar, sivil halkı hedef alan açık bir soykırım politikasına dönüştü. ABD'nin İsrail'e sağladığı koşulsuz askeri ve diplomatik destek, bu soykırımın sürdürülmesinin temel koşullarından birini oluşturuyor. ABD İran saldırısı protesto eyleminin temel argümanlarından biri de tam olarak bu koşulsuz desteğin ifşa edilmesiydi.
İşte bu akşam Ankara sokaklarında dile getirilen temel argüman tam da buydu: İran'a yönelik saldırı, izole bir askeri operasyon değil, Ortadoğu'yu yeniden biçimlendirmeyi amaçlayan emperyalist stratejinin yeni aşamasıdır. ABD'nin İran saldırısını protesto eden kalabalık, bu tarihsel gerçeği bir kez daha hatırlattı.
Trump'ın "ABD Çıkarları" Söylemi ve Pehlevi'nin İşbirlikçi Tutumu
Basın açıklamasında Donald Trump'ın saldırıyı meşrulaştırma biçimi de eleştiri oklarının hedefindeydi. Trump'ın operasyonu "ABD çıkarlarına yönelik tehditler" söylemiyle gerekçelendirmesi, açıklamada emperyalizmin gerçek motivasyonunun bir itirafı olarak değerlendirildi.
ABD'nin İran'a yönelik saldırısı protesto edilirken, Trump'ın bu söylemi eylemciler tarafından emperyalizmin gerçek yüzünün itirafı olarak değerlendirildi.
Açıklamada bu "çıkarlar" kavramının neyi ifade ettiği de açıkça ortaya kondu:
"Trump'ın ABD çıkarları dediği de bu gerçeğin bir boyutu olan dünya halklarının ucuz emek gücü haline getirilmesine, ülkelerin enerji ve petrol kaynakları için yağmalanmasına, kendisine rakip gördüğü güçlerin askeri olarak kuşatılmasını genişletmeye dayalı sömürgeciliktir."
Açıklamanın bir diğer dikkat çekici bölümü, devrik İran Şahı'nın oğlu Rıza Pehlevi'nin tutumuna ayrıldı. Pehlevi'nin saldırının ardından yaptığı "ABD'nin İran halkına vaat ettiği yardım ulaştı" açıklaması, emperyalizmin her coğrafyada kendine işbirlikçi üretme stratejisinin en güncel ve en çarpıcı örneği olarak nitelendirildi. ABD İran saldırısını protesto eden eylemciler, Pehlevi'nin tutumunu emperyalizmin işbirlikçi üretme mekanizmasının kanıtı olarak değerlendirdi.
"ABD emperyalizmi dünyanın her yerinde kendisine işbirlikçilik yapacak yerli unsurlar üretmeye devam etmektedir ve Rıza Pehlevi'nin tutumu bunun en güncel örneğidir" ifadesi, yalnızca İran'a değil, emperyalizmin küresel işleyiş mekanizmasına yönelik yapısal bir eleştiriydi.
Açıklamada emperyalizmin "özgürlük ve demokrasi" söyleminin arkasına gizlenen gerçek yüzü de şu sözlerle ortaya kondu:
"Kendi saldırganlığını ve savaş politikalarını 'özgürlük ve demokrasi' yalanıyla perdelemeye çalışmaktadır. Ancak bu perde kaldırıldığında ortaya çıkan gerçek daha fazla yıkım, daha fazla kan ve gözyaşıdır."
Bu değerlendirme, Irak'tan Libya'ya, Suriye'den Filistin'e kadar ABD müdahalelerinin sonuçlarıyla birebir örtüşüyor. "Demokrasi ihracı" söylemiyle girilen hiçbir ülkede demokrasi tesis edilemedi; aksine toplumsal çöküş, iç savaş ve insani felaketler yaşandı. Bugün İran için de aynı senaryonun hazırlandığı uyarısı, açıklamanın temel mesajlarından biriydi.

ABD İran Saldırısına Karşı Konur Sokak'ta Kararlı Yürüyüş
Basın açıklamasının en dikkat çekici ve somut bölümü, Türkiye'nin bu savaştaki konumuna ilişkin ileri sürülen taleplerdi. Devrimci Gençlik Dernekleri'nin metni, genel siyasi söylemin ötesine geçerek ülke topraklarındaki askeri yapılanmaya yönelik doğrudan talepler içeriyordu. Bu talepler, açıklamanın soyut bir kınama metninin ötesinde, uygulanabilir bir siyasi program niteliği taşımasını sağlıyordu. ABD İran saldırısının protesto edildiği eylemde en somut talepler askeri üslere yönelikti.
Kürecik Radar Üssü: Açıklamada ilk olarak Malatya Kürecik'te bulunan NATO füze kalkanı radar üssüne dikkat çekildi. İran'a yönelik operasyonda İsrail'e koruma kalkanı işlevi gören bu üssün Türkiye topraklarından sökülüp atılması talep edildi. Açıklamada Kürecik'in İsrail ile istihbarat paylaşımının merkezi noktalarından biri olduğu ve bu durumun Türkiye'yi savaşın doğrudan bir parçası haline getirdiği vurgulandı. Üssün varlığının savaşın Türkiye topraklarına yayılma riskini artırdığı da ifade edildi.
Kürecik Radar Üssü, 2011'den bu yana Türkiye'nin en tartışmalı askeri meselelerinden biri olageldi. NATO'nun füze savunma sisteminin bir parçası olarak konuşlandırılan radar sistemi, resmi söyleme göre İran'dan gelebilecek balistik füze tehditlerine karşı savunma amaçlı kurulmuştu. Ancak eleştirmenler, üssün asıl işlevinin İsrail'in güvenlik şemsiyesini genişletmek olduğunu ve Türkiye'yi olası bir çatışmada hedef haline getirdiğini uzun süredir dile getiriyordu. Bugün yaşanan gelişmeler, bu eleştirilerin ne kadar haklı olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Konya 3. Ana Jet Üssü: İkinci somut talep, ABD uçaklarının kullandığı Konya'daki 3. Ana Jet Üssü'nün statüsü ve kullanım amacının değiştirilmesi, ABD ve NATO kullanımına kapatılmasıydı. Bu üs, NATO tatbikatlarının düzenli olarak gerçekleştirildiği ve ABD hava kuvvetlerinin operasyonel olarak kullandığı stratejik bir nokta konumunda bulunuyor.
NATO Üyeliği ve İkili Anlaşmalar: Açıklamanın en kapsamlı talebi ise Türkiye topraklarını ABD'nin askeri kullanımına açan NATO üyeliği başta olmak üzere tüm ikili askeri anlaşmaların iptal edilmesi ve ABD'nin hareket alanının tamamen kapatılmasıydı. ABD İran saldırısı protesto eyleminde dile getirilen bu üç talep, somut bir siyasi program niteliği taşıyordu.
Bu üç talep bir arada değerlendirildiğinde, Devrimci Gençlik Dernekleri'nin açıklamasının salt bir tepki metni olmadığı, aksine Türkiye'nin emperyalist savaş düzenindeki konumunu sorgulayan ve buna karşı somut bir program öne süren bir siyasi çerçeve sunduğu görülüyor.
Türkiye'nin "Tarafsızlık" Pozuna Sert Eleştiri
Açıklamanın en keskin ifadelerinden biri, Türkiye hükümetinin dış politika tutumuna yönelikti. Filistin meselesinde sergilenen ve açıklamada "hamasi söylemler" olarak nitelendirilen tavrın İran konusunda da tekrarlanacağı öngörüsüyle şu uyarı yapıldı:
"Türkiye bu savaşta tıpkı Filistin'de yaptığı gibi hamasi söylemlerle, tarafsızlık pozu vererek hareket edemez. Tarafsızlık örtük biçimde ABD'nin çıkarları ekseninde hareket etmektir."
Bu ifade, son dönemde Türkiye'nin Ortadoğu politikasına yönelik en doğrudan eleştirilerden biriydi. Filistin'de İsrail'in saldırılarına karşı söylem düzeyinde sert açıklamalar yapılırken ticari ve diplomatik ilişkilerin sürdürülmesi, toplumun geniş kesimlerinde ciddi bir güven bunalımı yaratmıştı. Açıklama, aynı çelişkinin İran meselesinde de yaşanacağı uyarısını net bir dille ortaya koydu.
ABD İran saldırısını protesto eden gençlik örgütleri, hükümetin bu çelişkili tutumunu doğrudan hedef aldı.
"ABD'nin savaş politikalarını destekleyen her türlü ilişkinin son bulması ve bağımlılık ilişkilerinin kesilmesi başta bu topraklarda sonra tüm Ortadoğu'da barış ve huzurun tek teminatıdır" sözleri, açıklamanın Türkiye'nin iç politikasına yönelik en net mesajıydı.
"Biz Türkiyeli Devrimciler, Dünya Halklarıyla Dayanışma İçindeyiz"
Açıklamanın enternasyonalist vurgusu da göze çarpan unsurlardan biriydi. Metinde Türkiyeli devrimcilerin ABD emperyalizmine karşı dünya halklarıyla dayanışma içinde olduğu ifade edilirken, bu dayanışmanın soyut bir söylem olmadığı, doğrudan Türkiye halkının çıkarlarıyla bağlantılı olduğu vurgulandı:
"Bugün İran'a doğrudan saldıran ABD emperyalizmi ülke topraklarımızın yağmalanmasında, emeğimizin sömürülmesinde, haklarımızın elimizden alınmasında birincil sorumludur."
Bu ifade, emperyalizme karşı mücadelenin yalnızca uluslararası bir dayanışma meselesi değil, aynı zamanda Türkiye'deki emekçilerin, işçilerin ve gençliğin kendi yaşam koşullarını doğrudan etkileyen bir mesele olduğunu ortaya koyuyordu. Dışarıda savaş üreten emperyalist sistem ile içeride eşitsizlik, sömürü ve hak gasplarını üreten ekonomik-siyasi yapı arasındaki organik bağ, açıklamanın satır aralarında net biçimde kuruluyordu.
ABD İran saldırısı protesto eyleminde kurulan bu bağlantı, mücadelenin evrensel boyutunu gözler önüne serdi.
Filistin meselesiyle kurulan bağlantı da bu çerçevenin önemli bir parçasıydı:
"Filistin'de akan her kanın sorumluluğu İsrail Siyonizminde olduğu kadar aynı zamanda onun en büyük tedarikçisi ve destekçisi ABD emperyalizmindedir."
Tarihsel Bir Mücadelenin Bugünkü Sesi: Devrimci Gençlik Sokakta
Bu akşamki eylemin organizatörü olan Devrimci Gençlik Dernekleri, son dönemde Türkiye'nin anti-emperyalist sokak muhalefetinin en tutarlı ve en hızlı refleks gösteren yapılarından biri olarak öne çıkıyor. Filistin'deki soykırıma karşı düzenlenen eylemlerden emperyalist savaş politikalarının protesto edilmesine, üniversitelerdeki hak mücadelelerinden emekçilerin yanında yer almaya kadar geniş bir yelpazede faaliyet yürüten Devrimci Gençlik Dernekleri, bu akşam da bombaların düşmesinin ardından saatler içinde sokağa çıkarak örgütlü gençliğin refleks hızını bir kez daha ortaya koydu.
Eylemde taşınan Mahir Çayan portreleri ve atılan Efraim Elrom sloganı, Devrimci Gençlik Dernekleri'nin kendisini Türkiye devrimci hareketinin tarihsel mirasıyla doğrudan ilişkilendirdiğini gösteriyordu. 1970'lerin anti-emperyalist mücadele geleneğinden bugüne uzanan bu çizgi, değişen koşullara rağmen temel ilkelerin sürdürüldüğünün bir ifadesiydi.
Sol Genç'in de eyleme aktif katılımı ve basın açıklamasının ikinci bölümünü okuması, gençlik örgütleri arasındaki dayanışmanın ve ortak hareket etme iradesinin bir göstergesiydi. Farklı yapıların emperyalizme karşı ortak bir paydada buluşabilmesi, toplumsal muhalefetin güçlenmesi açısından anlamlı bir işaret olarak değerlendirilebilir.

İran Saldırısının Arka Planı
ABD'nin İran'a yönelik askeri operasyonu, uzun süredir tırmanan gerilimin doruğa ulaşmasıyla başladı. Trump yönetiminin İran'ın nükleer programını gerekçe göstererek sürdürdüğü yaptırımlar ve askeri yığınak politikası, diplomatik çözüm yollarının tıkanmasıyla birlikte doğrudan müdahaleye dönüştü.
İsrail'in operasyona aktif katılımı, bölgedeki güç dengelerinin ne yönde şekillendirilmek istendiğini açıkça ortaya koyuyor. Filistin'deki saldırılarla eş zamanlı yürütülen İran operasyonu, Ortadoğu'da yeni bir savaş cephesinin açıldığına işaret ediyor.
Uluslararası toplumun saldırıya yönelik tepkileri ise henüz netleşmedi. Ancak sokaktaki tepki, en azından Türkiye'de halkın bu savaşa sessiz kalmayacağının ilk sinyallerini veriyor.
ABD İran Saldırısı Protestosu: Sesler Susturulmadı, Talepler Masada
Ankara Konur Sokak'ta bu akşam yükselen sesler, emperyalist savaş makinesine karşı halkların direniş iradesinin bir yansımasıydı. 70-80 kişilik bir kalabalığın soğuk bir kış gecesinde sokağa çıkması, sayısal büyüklüğün ötesinde siyasi bir anlam taşıyordu: Bombaların düştüğü gece, başkentin göbeğinde emperyalizme karşı ses yükseltmek, örgütlü bir iradenin ve cesaretinin ifadesiydi.
Devrimci Gençlik Dernekleri'nin açıklamasında dile getirilen Kürecik Radar Üssü'nün kapatılması, Konya Jet Üssü'nün NATO kullanımına kapatılması ve ikili askeri anlaşmaların iptali talepleri, önümüzdeki günlerde kamuoyunun gündemine daha güçlü biçimde taşınacak gibi görünüyor. Savaşın genişlemesi halinde Türkiye'nin konumu ve topraklarındaki askeri üslerin rolü, kaçınılmaz olarak tartışmanın merkezine oturacak. ABD İran saldırısı protesto eylemi, önümüzdeki günlerde daha geniş kesimlere yayılacak gibi görünüyor.
Açıklamanın son cümleleri, bu akşam Konur Sokak'ta toplanan gençliğin kararlılığını özetler nitelikteydi:
"Biliyoruz ki, ABD emperyalizminin ve İsrail Siyonizminin yenilmesi demek onun yerli işbirlikçilerinin yenilmesi, bu topraklardaki askeri ve siyasi varlığının sonlandırılması demektir."
"Kahrolsun ABD Emperyalizmi, Kahrolsun İsrail Siyonizmi. İran halkının yanındayız!"
İran'a yönelik emperyalist saldırının kapsamlı bir değerlendirmesi için Devrimci Hareket'in perspektif yazısı da okunabilir.



